• AnaSayfa
  • DEV-GENÇ
  • HABERLER
  • KADIN
  • AÇIKLAMALAR
  • SEKTÖREL
  • HAFIZA
  • MATERYALLER
  • GALERİ
  • İletişim

Sun05202012

Font Size

KPanel

Gençlik Üzerine

  • PDF

Gençlik Örgütlerinin Tarihsel Gelişimi
20. yüzyıl dünya tarihinin en önemli kesitlerinden biri olarak tarifleniyorsa ( iki dünya savaşının yaşanması, reel sosyalizmin büyük deneyimi vb.) bunun belki de en önemli dinamiği işçi sınıfının nitel ve nicel gelişimini güçlendiren kapitalizmin, 1900’lü yıllarda göstermiş olduğu ciddi gelişimdir. Tarihsel gelişimi içinde ilk gençlik örgütlerlerinin ortaya çıkması da 19. yüzyılın son çeyreğine tekabül etmektedir. Avrupa’da ve Amerika’da kapitalizmin seyrettiği gelişim çizgisine paralel olarak sanayinin çekici özelliğiyle birlikte kırsal alandaki işgücü şehirlere akın ediyordu. Ana gövdesini genç işçilerin oluşturduğu sanayi işçileri, kısa sürede sosyalist örgütlerin de etkisiyle ihtilalci fikirlerle tanıştılar ve işçi sınıfının devrimci militanları oldular. İlk gençlik örgütü Genç Muhafızlar 1886 yılında Belçika’da kuruldu. ( Tarihsel Gelişimi İçinde Komsomol, Genç Kurtuluş) Politik faaliyetten uzak olan bu örgüt kültür-sanat ve sportif alanlarda gençlere eğitsel çalışmalar sunuyordu. Avrupa merkezli gençlik örgütleri faaliyetlerini açık alanda sürdürürken, Rusya’da koşulların farklı olması nedeniyle devrimci çalışma gizli yapılıyordu. Devrimci, komünist gençlerin sahip oldukları potansiyel enerji her zaman devrimci bir dinamik haline dönüşebilir. Bu nedenledir ki Lenin önderliğindeki Bolşevik Parti gençlikle iyi ilişkiler kurmayı ve onları toplumsal kurtuluş mücadelesine katmayı önemli bulmuştur ve yine egemenler, sağ kanat önderler gençlikten ve onun devrimci dinamiğinden korkmuşlar, onu ellerinde tutmaya çalışmışlar ve gençlerin ayrı örgüt kurmalarına karşı çıkmışlardır. Avrupalı birçok sosyalist parti gençlikten korkarcasına önlemler alırken Bolşevik Parti bu durumla sürekli savaşmıştır. Örneğin partide gençlik için bir yaş sınırlaması yoktu. Gençliğin tecrübesizliğinin aşılacağı tek alanı mücadele olarak gören Bolşevik Parti en tecrübeli kadrolarını gençliğin teorik-pratik eğitimine ayırdı. Kısa süre içerisinde mücadelenin en dinamik öğelerinden biri haline gelen gençlik devrimci eylemleriyle Avrupalı gençleri de etkilemeye başlıyordu. Bu durum bir enternasyonal kurulması düşüncesini ortaya çıkardı ve 1907’de 1. Uluslararası Gençlik Konferansı yapıldı. Sınıf mücadelesinin önündeki militarizm tehdidini kavrayan konferans militarizme karşı savaşmayı görev olarak kabul etti ve konferans Sosyalist Gençlik Enternasyonali kurulmasını karar altına aldı. 1. Paylaşım savaşına giden yolda önemli misyonu olan Sosyalist Gençlik Örgütleri savaşa karşı güçlü bir anti-militarist propaganda yaptılar. 2. Enternasyonalin kararlarının çiğnenmesi ve ‘anayurt savunulmasına’ geçilmesine rağmen mücadeleyi işaret eden gençlik örgütleri Bern’de bir konferans düzenlediler ve 2. Enternasyonal liderlerinin ihanetini teşhir ettiler. Daha sonra Rusya’da Sovyet devrimiyle beraber gençler devrimin önemli bileşeni haline geldiler ve rejimi ileriye taşıma misyonunu yerine getirdiler. Gençliğin ideolojik ve politik olarak bağımlılığı, örgütsel bağımsızlığı ilkesi gençlerin yaratıcılıklarının ortaya çıkmasına ve anne babalarına benzememelerine olanak sağladı. Gençlik örgütlerinin ortaya çıkış süreci Türkiye’de ise daha farklı olmuştur. Sosyalist bilincin ortaya çıkması daha çok gençler yoluyla olmuş, üniversite öğrencilerinin Marksist fikirlerle tanışmaları ve bu fikirleri pratikte örgütlemeleri üniversite boyutunda gerçekleştirilen örgütlülüklerle gerçekleşmiştir.(FKF, TDGF, DÖB) Bu örgütlülüğün içinden doğan THKP-C ve THKO örnekleri ülke devrimci tarihine adını yazdırmıştır. ( Bu konu ayrıntılı olarak DEV-GENÇ tarihi sunumunda ele alınmıştır)
Üniversitelerin Gelişimi ve İşlevi Üzerine
Gençlik örgütlerinin ortaya çıkışları ve devrimci mücadele açısından önemi kısaca yukarıda ele alındı. Türkiye’de 1968 atılımıyla beraber gençliğin özelde üniversite gençliğinin rolü yadsınamaz boyuttadır. Aslında bu durum tüm ülkeler için geçerlidir. Gençlik bir yandan sistemin kendine biçtiği görevle kendinin toplumda özgürce yer edinme isteği arasında sıkışmış ve bu durum potansiyel bir muhalefete sahip olmasını sağlamıştır. Üniversite gençliği ise bilgiye ulaşabilme bakımından daha avantajlı bir konumdadır. Böylece hayatı yorumlayabilme şansının daha yüksek oluşu ona gençliğin diğer katmanlarına oranla daha özgün bir yer sağlar. Üniversiteler devrimci mücadele açısından ne kadar önemli bir mevziiyse egemenler için de o kadar önemli bir mevziidir. Üretimin maliyetini düşürmesinin yanında sosyalizasyon sürecini, güç ilişkilerini, ideolojik organizasyonu, devlet-birey, birey-toplum ilişkisini de belirler ve bu mahiyetiyle önemi bir kat daha artmıştır. Üniversiteleri içinde bulunan sistemden bağımsız düşünmeyeceksek, üniversitelerde yaşanan değişimler toplumsal yaşamdaki değişikliklere paralel olacaktır. Bu bakımdan eğitim kurumlarının geçmişten bugüne geçirdiği değişim üretim biçimleriyle beraber incelenmelidir. “ Egemen sınıfın düşünceleri bütün çağlarda egemen düşüncelerdir. Başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçlarını da elinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içerisine geçmiş durumdadır ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda egemen sınıfa bağımlıdır…” ( Alman İdeolojisi- K.Marx, F.Engels) Buradan çıkarılacak esas vurgu eğitim ile üretimin diyalektik ilişkisini kavramak şeklinde özetlenebilir. Dolayısıyla her toplumsal sistem kendini üniversitelerle bağlantılandırır, cümlenin tersinden okunması da doğru sonuç verecektir. Her dönem kendine has bir eğitim süreci belirlemiştir. Üretim araçlarının ve ilişkilerinin değişmesiyle beraber köleci ve feodal toplumdan farklı olarak kapitalist toplumlarda üniversiteler yaygın eğitim-öğretim kurumları olarak işlev görmeye başlamıştır. Toplumlar ve sınıflar tarihi göz alındığında ciddi farklılıklarla birlikte “loncalardan, medreselerden, Sümer Mabetlerinden…”  modern üniversitelere geçiş özü itibariyle aynı kalmıştır. Feodal dönemde klise elindeki üniversiteler kapitalizmle birlikte gelişen ulus-devletlerde ise siyasi otoritenin etkisine girmiştir. Türkiye’de Osmanlı’dan alınan temel miras kritik evrelerde değişimin dış zorlamalarla yapılmasıdır. Dolayısıyla üniversiteler bu topraklarda ciddi devrimlerin sonucu değişmemiştir. Tepeden inmeci modernleştirici anlayış eğitim alanında da kendini zorla dayatmıştır. Çünkü Türkiye’de kapitalizmin gelişme seyri de devletin itekleyici rolüne bağlı olarak şekillenmiştir.
2. Dünya Savaşı ve 1970lerin ortalarına kadar olan dönemde güç dengesi işçi sınıfı lehineydi. Sovyetlerin savaş sırasında ciddi kayıplar vererek faşizmi yenmesi (tek başına olmasa da savaşta en çok maddi kayıp veren ülke S.S.C.B’dir) kamusal harcamaların ekonomik durgunluğun atlatılması için arttırılmasıyla emperyalistlerin karlarının bir bölümünü ezilenlerle paylaşmak zorunda kalması, Keynesyen ekonomi politikaları ve refah devlet- sosyal devlet politikaları bu sürece renginin vermiştir. Türkiye özelinden bakınca 1960lı yıllar ve sonrası modern sanayi proletaryasının olgunlaştığı, örgütlendiği ve politikleştiği bir dönemdir. 27 Mayıs darbesiyle üniversitelerde görece bir özerklik havası oluşmuştur. Ama hiçbir zaman Türkiye’de üniversiteler özerk olmamıştır. Dolayısıyla genel bir bakış açısıyla 1960 askeri darbesi ve oluşan yeni anayasa önemli bir ayraçtır. Yine ithal ikameci politikaların yerinin daha liberal politikalara bırakmasını simgeleyen 1980 askeri darbesi de ikinci dönüm noktasıdır. 1967’de Disk’in kurulması, Küba devriminin dünyada estirdiği hava ve Vietnam halkının Amerika’yı hezimete uğratması Türkiye’de işçi sınıfının hareketlenmesiyle de birleşince üniversitelerde bir hareketlilik yaşanmıştır. Bilimsel çalışma anlamında da 1960-1980 arası dönem ülke tarihinin en üretken ve nitelikli dönemidir. 1980le beraber sınıfın gücü kırılmış ve üniversitelerdeki mücadele de durgunlaşmıştır. Bu dönemden sonra da sınıf hareketliliğine bağlı olarak üniversiteler iniş çıkışlara geçmiştir. Keynesyen politikalar kar oranlarının gittikçe azalmasına sebep olmuş ve sermaye buna karşı önlemler almaya ve krizini aşmaya çalışmıştır. İthal ikameci model yerini ihracata dayalı modele bırakmaya başlayınca ihracatın sürekliliği temel önem noktası olmuştur. Bu ise ciddi rekabeti gerektirmiş ve içeride masrafların en aza indirilmesi çözüm yolu olarak görülmüştür. Bu durumda işçilerin, emekçilerin kazanımlarının geri alınmasının zorunlu olduğunun gören sermayedarlar emek örgütlerinin etkisizleştirmenin yollarını aramışlardır. Bunun yolu Türkiye’de 1980 askeri darbesi olmuştur. Darbeyle emekçiler lehine olan her kurum, siyasal yapı, sendika ve bu kategoride üniversiteler yeni sisteme uyumlu hale getirilmiştir. 6 Kasım 1981’de kurulan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üniversitelerin egemenlerin lehine yapılanması işlevini üstlenmiştir. Yeni dönem üniversitelerinde öğrencilerin toplanma ve örgütlenme hakları ellerinden alınmış, bilim üniversite kapısının dışına itilmiş, anti-demokratik yönetmeliklerle üniversiteler sermayenin etki alanına sıfıra yakın bir riskle açılmıştır. Kimi zaman ticarileşme ve taşeronlaşma bu politikaların üniversitelerde yansımaları olarak ortaya çıkmakta kimi zaman savaş sanayi günleri, kimi zaman da kariyer günleri olarak. ‘Girişimci’ üniversite modeli üniversiteleri bir anonim şirketine, içindeki bileşenleriyse ‘şirket elemanlarına’ çevirmeye çalışmaktadır ve bunu büyük oranda gerçekleştirmiştir. Özellikle liberal politikaların hayata geçme aşamasında çıkabilecek ‘engelleri’ kaldırmak amaçlı yapılan 1980 askeri darbesiyle beraber üniversiteler sermaye için ciddi bir rant alanına dönüşmüş durumdadır. Devletin eğitime yaptığı müdahalelerin karlılık olmadan maliyetleri arttırdığı ileri sürülerek eğitimin piyasa için bir yatırım olduğunun altı defalarca çizilmiştir. Dinsel dogmalarla çatışan bilimsel çabanın önünü açan burjuva devrimler bugün eğitime biçtiği rol itibariyle bilimsel çabanın önüne set çeken bir yerdedir. Sürekli söylediğimiz üzere burjuvazinin devrimci barutu tükenmiştir. Ekonomik devinimlerin ve değişimlerin yarattığı sosyal dinamik o gün için devrimci olabilir ama bugün bilimi kendi öz çıkarları gereği kullanan ve denetleyen sermayedarlar bütün özgürlük laflarına kulak tıkatarak bireyleri özgürleştirmiyor sadece eğitiyor. Eğitim faaliyetleri üretici güçlerin nitelikli insan gücü ihtiyacının üretim yerleri olduğundan, sermayeye ürettiği teknolojiyle maliyet tasarrufu sağladığından ve sistemin bekası için ideoloji üreten bir araç olduğundan iktidar sahipleri için denetlenmesi ve egemenlik altına alınması zorunlu bir alandır. Ne var ki ekonomi politik kavramı, liberal iktisat politikaların etkili olduğu 19. yy.da iktisat olarak değiştirilmiştir. Okul tüm toplumsal sınıfların çocuklarını anaokulundan alır ve egemen ideolojiyi katıksız bir şekilde tekrarlaya tekrarlaya çocukların kafasına yerleştirir. Gençliğin bir bölümü üretim faaliyetine işçi veya köylü olarak katılır, bir bölümü yoluna biraz daha devam eder ve beyaz yakalı işçiler, küçük ve orta devlet memurları, her türden küçük burjuva tabakaları oluşturur. Son bir halkaysa ‘zirveye’ ulaşır ya düzen ‘aydını’ ya sömürü görevlileri ya baskı görevlileri ya da profesyonel ideologlar olurlar (Althusser). Üretim sürecinin karmaşıklaşması ve gelişmesiyle beraber bugün eğitim basit olarak yurttaşlık okulu işlevini aşmış vasıflı emek gücü üretecek bir işlev edinmiştir. Bu birikim (sermaye) sağlandıkça da yani verilen eğitimin ‘geri dönüşü’ sağlandıkça da eğitim kamusal alandan özel alana geçmeye başlamıştır.

NASIL BİR GENÇLİK ÖRGÜTÜ VE ÖRGÜTLENME MODELİ

Yukarıda anlattığımız mücadele hattını ortaya çıkarabilecek güçlü dinamik bir gençlik örgütüne ihtiyacımız olduğun ortadadır.
“Örgüt sorunun kadro ve kitle bağlamında tartışmak, aslında örgütün nitelik sorunsalına yönelik bir tartışma açmayı gerektirmektedir. Kadro örgütü; mevcut toplumsal koşullarda dikkate alındığında, amacına ancak nitelikli, sıkı örgütlenmiş, disiplinli ve gizliliğe önem veren bir profesyoneller ile kadro faaliyeti yoluyla ulaşabilir. Bu örgütün kitleselliği tartışma konusu olmaksızın, bu bir kadro örgütüdür.
Kitle örgütü iktidarı zorla almayı hedeflemeksizin onu geriletmeyi amaçlar. Kitle örgütünün temel belirleyeni onun programıdır. Kitle kavramı toplumun ortak amaçları ekseninde örgütlü ve en duyarlı hareke kabiliyetine sahip insanları ifade etmektedir. (Bilim İdeoloji ve Gençlik) Bu bağlamda Dev-Genç gerekli kadro diyalektik bağlantısını kurabilen bir gençlik örgütü olmayı önüne koymalıdır. Gençlik örgütümüz bir an önce kurumsal bir gençlik faaliyeti yürütmeyi başarabilmeli; bunun için yerelden merkeze, merkezden yerele geliştirmiş olduğu örgütsel mekanizma doğru kurulmalıdır.

Devrim için eğitim devrimin eylemidir
Eğer militanlık dünyayı değiştirmek mücadelesi içindeki sosyalist birey olarak tariflenecekse bütün kadroların ciddi bir teorik çalışmayı bilimsel metotlarla gerçekleştirmesi bir hedef değil zorunluluktur. Bir yanı alanda bir yanı örgütte olan militanlar örgütün politikalarını hayata geçiren politikacılardır. Örgüt için politika, politika için örgüt temel düsturumuz olmalıdır. Militan bir örgütü aynı anda ve çeşitli yönlerde kurma planı temel perspektiflerimizin belirlediği siyasal ajitasyonumuzun niteliği ve temel içeriği doğrultusunda derhal hayata geçirilmelidir. Bununla beraber alanda devrimci bir odağın olmadığının farkında olmak gerekmektedir.
Üniversitelerde devrimci bir odak haline gelmek temel hedefimiz olmalıdır.
Bu hedef doğrultusunda tüm yerel birimler örgütlenmeyi temel hedef haline getirmelidir. Bunun için örgütçü devrimcilerin yetiştirilmesi bir zorunluluktur. Verili durumumuz bu sıçramayı yapacak potansiyel enerjiye sahiptir. Bunu kinetik enerjiye çevirecek güç ise örgüttür.
Kurtuluş Yolunda DEV-DENÇLİ her devrimci organlı, bilimsel çalışmalıdır, alanına hâkim olmalı ve sorumlulukların farkında olmalıdır. Öz disiplin, bilimsel çalışma, sabır temel üç anahtarımızdır.
Somutta örnek vermek gerekirse kayıt günleri herkes üniversitesinde olmalı, alanda politika yapmaya başlamalıdır. İhtiyacımız olan meşru militan bir mücadele perspektifiyle kitleselleşmek ve sözümüzü daha güçlü söylemektir. Bunun için kavga önce kendi içinden başlamalı ve yaşamımızın her hücresine sirayet etmelidir, kavga yaşamın her yerindedir. Kavganın ve mücadelenin taşıyıcıları olarak farkında olduğumuz tüm iğrençliliklerin, çirkefliklerin karşısında umudu büyütenleriz ve başarmak, hayatı, insanı kazanmak zorundayız. Öyleyse bulunduğumuz her alanda örgütlenmeli ve örgütlülüğümüzü devrimci teorimiz ile ilerleterek sokakta, kavgada hayatın tüm alanlarında Dev-Gençliler bulundukları yerleri değiştirme ve dönüştürme iradesini gösterebilmelidir.

Yaklaşık bir senedir SDP’li gençler Dev-Genç olarak faaliyet yürütmektedir. Gençliğin faaliyetinin partiyle nasıl ilişkileneceği ve örgütlenme modelinin netleşmeye ihtiyacı vardır. Parti gençliğinin, sosyalist ve akademik mücadelede ilişkilendiği gençliğin örgütlenme sürecinin geldiği nokta, çalıştayımızın bu meseleye ilişkin net bir tutum belirlemesini gerekli kılmaktadır. Bu amaçla SDP’li geçliğin de bulunduğu üniversiter gençliğin bağımsız örgütünün ortaya çıkarılması ana fikriyle aşağıdaki maddeleri gençliğimize öneriyorum.

1) SDP’li, SDP sempatizanı ve üniversiter akademik politik mücadele veren gençlerin bağımsız örgütünün adı Kurtuluş Yolunda DEV-Genç’tir.

2) Kurtuluş Yolunda DEV–GENÇ demokratik merkeziyetçilik ilkesiyle hareket eder.

3) Gençlik örgütümüz liselerde DEV-LİS olarak, üniversitelerde DEV-GENÇ olarak faaliyet yürütür. Aynı zamanda gençliğin değdiği tüm alanlarda gençliği örgütlemeyi önüne koyar. Bu konuda da Devrimci İşçi (Dev-İşçi) faaliyetini asgari ölçüde de olsa destekler.


4) Örgütsel işleyişte organlı çalışma esastır, gençliğimizin her bireyi gençliğin organlı faaliyetinde yer alır. Gençliğimiz politik faaliyetini günlük, sürekli ve disiplinli yapmayı önüne hedef koyar.


5) Gençlik faaliyeti, ajitasyon, propaganda ve örgütlenme bütünlüğü içinde sürdürülmelidir. Her faaliyet, her alan, her birim asgari üç kişiden oluşan komiteler aracılığıyla yürütülmelidir.


6) Her oluşan birimin somut hedefleri olmalıdır. Bir çalışma programı çerçevesinde faaliyet sürdürmelidir. Komite, nerelerde ve ne kadar sürede ilişkilere sahip olacağını önceden hedeflemeli ve planlamalıdır. Bunun için, örgütlenecek alan her neresi ise orada ayrıntılı bir etüt yapılmak suretiyle, alanın bilgisine sahip olunmalıdır.


7) Gençlik örgütümüzün önüne koyduğu hedef bir an önce devrimci bir kitle örgütü olmaktır.


8) Gençlik örgütümüz illerde okul birimleri ve faaliyetine özgü birimler üzerinden faaliyet yürütmelidir. Aynı zamanda her ilde alan sorumlulukları üzerinde il koordinasyonları (İK) bir an önce oluşturulmalıdır. Her birim ilindeki il koordinasyonları ile il koordinasyonları (varsa) bölge koordinasyonları ve merkezi gençlik organı olan Dev-genç Türkiye Koordinasyonu ile rapor alış verişi içerisinde olmalıdır.


9) Dev-Genç, DG Türkiye Koordinasyonu(TK) ve DG Türkiye Meclisi, Bölge Koordinasyonları(BK) ve Bölge Meclisleri, İl Koordinasyonları (İK) ve İl Meclislerinden oluşur. Dev-Genç Türkiye Meclisi gençliğin en yetkili karar organıdır.